Herceg Novi, Karadağ Trg, Herceg Stjepana

Herceg Novi, İtalyanca olarak Castelnuovo; adından anlaşıldığının aksine yeni değildir, oldukça eski sayılmaktadır. Şehir, günümüzde merkezdeki meydanın adını taşıdığı Bosna Kralı I. Stephan tarafından, bir balıkçı köyünün bulunduğu yerde 1382 yıllında kurulmuştur. Türkler şehri 1482’de fethediyorlar ve iki yüzyıl boyunca burada kalıyorlar, sadece şehir İspanyoların altındayken küçük bir kesinti yaşanıyor. Herceg Novi 1687 yılında Venedik, sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun eline geçiyor, daha sonra Napoleon, Ruslar, sonra Mussolini’nin altında kalıyor, daha sonra Yugoslavya’nın bir parçası oluyor. Tarihinin, hepsi olmasa da, meydanda bulunabilir. Paradoksal bir meydandır, çünkü palmiye ağaçları ile çevrili muhteşem bir Ortodoks kilisesi olan bir İtalyan türü meydandır. Gayri resmi olarak, meydanın ismi Belavista’dır. Buradan deniz, bir Osmanlı saat kulesi, İspanyol kalesi, Katolik kilisesinin kampı ve alttaki şehrin manzarası görürebilir.

Český Krumlov, Çek Cumhuriyeti, Náměstí Svornosti

Náměstí Svornosti, 45 x 60 metre çapında küçük bir meydandır. Onu olağanüstü kılacak bir belirtisi olmasa da güzeldir ve Rönesans cephesi ile gruplandırılmış birkaç evi ve bir Barok kemeri vardır. Bir tarafı, Barok sütunları olan Belediye’nin eski binasıyla sınırlanmıştır. Almanca Krumau olarak bilinen şehir, tarihte ilk defa 13. Yüzyılında bir şiirde söz edilen görkemli kalenin etrafında gelişmiştir. Kentsel bakımında kale, merkezi konum olarak kalmıştır; meydan ise, hem boyutlarından hem de Vltava Nehri’nin bir menderesindeki konumu tarafından dayatılmasından dolayı ikincil bir rol oynamıştır. Yine de, ünü dünya çapında yayılan ve bu denli küçük bir burgun sayesinde çok sayıda turist tarafından ziyaret edilen, o bölgenin büyülü manzarasının bir unsuru olarak kalmaya devam etmektedir.

Elburg, Hollanda, Marktplatz

Elburg Meydanı, iki ana caddenin kesişiminin sonucu olup, çok daha küçük bir ölçekte şehirin haritasını temsil eden kare boyutunu tekrarlatmaktadır. Elburg, tüm önlemlerin altın sayısıyla ilgili olacak şekilde tasarlanan, mükemmel bir geometrik yapıya sahiptir. Herhangi bir değişiklik olmadan korunan şehrin şekli, 1392 ile 1396 arasında yapılmıştır ve Orta Çağ için bir istisnadır. Tüm yollar, dörtgenin geometrik merkezinde tam olarak yer alan meydan ve kenarlarla bağlantılıdır.

Leira, Portekiz, Praça Francisco Rodrigues Lobo

Meydan, Leira topluluğunun sosyal ve ekonomik yaşamında önemli bir role sahiptir; kafeler ve teraslarla doludur ve burada birçok etkinlik düzenlenmektedir. Meydandaki kaldırım, Portekiz’deki kaldırımların en güzellerinden biri olarak sayılmaktadır. Ortaçağ döneminde, meydanda mevsimlik fuarlar düzenlenmiştir.

Český Budějovice, Çek Cumhuriyeti, Náměstí Přemysla Otakara II

Meydan, Avrupa’nın en büyük meydanları arasındadır ve 1256 yılında, Almanca’da Budweis denilen şehri kuran Bohemya Kralı II. Ottokar’ın ismini taşımaktadır. 16. yüzyılda inşa edilen Kara Kule ve Aziz Nikolas Katedrali, güneydoğu köşesinde bulunmaktadır. Belediyenin barok binası, meydanın ters köşesindedir. Merkezi noktasında, çok özenli bir barok dekorasyonla Samson’un Çeşmesi bulunmaktadır. Arması olan 48 ev, bir bira fabrikası ve bir tuz borsası meydanı tamamlamaktadır.

Cáceres, İspanya, Plaza Mayor

İspanya’nın en büyük meydanlarından biridir ve ortaçağ kentinin tam girişinde bulunmaktadır. Kuruluşu, alanın önemli geleneksel kutlamalar için kullanıldığı 11. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Binalar, farklı zamanlara dayanmaktadır fakat hepsinde 16. yüzyıla ait zemin kat kemeri bulunmaktadır. Kuzeybatı tarafında, şehrin sembolü haline gelen bir yapı olan Bujaco Kulesi hemen göze çarpmaktadır. Arap egemenliğine dayanır ve Roma dönemine ait temeller üzerine inşa edilmiştir. Görünüşe göre ismi, bu bölgede samandan yapılmış bebekleri belirtmek için kullanılan bujacos kelimesinden esinlenilmiştir.

Avrupa Meydanları

Avrupa meydanlarındaki yaşam, şehirden şehre, ülkeden ülkeye, kültürden kültüre farklıdır. Gece yarısına doğru, yoldan geçen son insanlar, Kuzey Almanya şehirlerinin meydanlarından oldukça aceleyle geçip evlerine giderken, İber Yarımadası’ndaki meydanlar hala neşe ve gürültü içerisinde olup, yarın yapılacak her hangi bir işleri olmadığının izlenimini veren insanlarla doludur. Meydandaki kalabalık, gece yarısından sonra birkaç saat daha devam eder. Avrupa kıtasındaki en canlı pazar gösterisinin İspanyol şehirleri tarafından sunulduğu açıktır. Kışın, kuzey ve güney arasındaki kontrast bu bağlamda temkinlidir, çünkü kuzey meydanlarının Noel fuarları vardır, fakat güney meydanlarının yaz mevsimine  göre daha boş olmalarına rağmen, karlı çıkan yine onlardır. Hangi ülkeden olursa olsun, bir Avrupa şehri meydanı, mevsimden mevsime farklı ritimler ve ritüeller yaşar, değişik görünümler kazanır.

Şehir meydanları Avrupa’nın her yerinde bulunur; sitemizde tüm kıtadan meydanlar sunulmaktadır. Avrupa’nın, meydanlar açısından bazı ayrıcalıklı alanları vardır. Güney Akdeniz mükemmel, iklimi de müsait fakat Baltık kıyılarının, güneydekilerden çok daha az bilinen, ilgimizi hak eden olağanüstü meydanlara sahip olduğunu unutmamalıyız. Kuzey ve güney arasında belirgin bir fark vardır, ancak meydanlar daha da iyi gruplandırılmıştır. Onları haritaya yerleştirmek için zaman ayıranlar, güzel, estetik açıdan ilginç ya da hikayeleri olan meydanlar aslında Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde bulunduğunu, hatta birbirleriyle bir çeşit “ağ” oluşturduklarını anlayacaklar. İnternet icat edilmeden çok önce, şehirleri birbirine bağlayan, benzer kentsel sistemler yaratan görünmez bağlantılar vardı. Birbirlerinden ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, işlevlerinden bize sergileyen içindeki insanların yaşam tarzlarına kadar, tüm meydanların tutarlı, ortak noktaları vardır.

Mükemmeliyetle, pazarların ülkesi İtalya’dır. Başyapıt sayılan hemen hemen tüm meydanlar Roma’nın kuzeyindeki şehirlerde bulunmaktadır. Hakkında bilinmeyen ya da çok az bilinir olduğunu söyleyebileceğin tek bir meydan bile bulamazsın. Ancak, site seçkisinde, turistlerin daha az yürüdüğü, ancak Palmanova gibi şehircilik tarihi için çok ilginç olan bazı meydanları ön plana çıkarmaya çalıştım. Başka bir örnek, o kadar ilginç olmayan, ancak volkanik bir tortul kaya üzerindeki yüksekte, küçük ortaçağ kasabasının çok iyi yapılandırılmış dar bir mekansal bağlamda bulunan Pitigliano’daki meydanıdır. Kuzey İtalya’daki meydan sayısı çok fazladır, hatta ve hatta şehirlerden bile daha fazladır, çünkü şehirlerin tek bir meydanı değil, meydan sistemleri vardır. Öte yandan, İtalya’nın güney yarısında çok daha az güzel meydanlar bulunur, ancak burada da önemli istisnalar vardır.

Adriyatik’in diğer tarafında, Dalmaçya kıyılarındaki şehirlerin meydanları, Venedik meydanının bir uzantısı olarak görülmelidir. Dalmaçya kıyıları, meydanlar açısından yeterince yorumlanmamış bir bölgedir. Buradaki şehirler Venedik mallarıydı, ama diğer kültürlerle, özellikle Güney Slav kültürüyle karşılaşma, meydanlara muhteşem yerel nüanslar kattı. Slovenya, Hırvatistan ve Karadağ bu şehirleri paylaşıyor, ancak diğer Balkan ülkelerinde de ilginç pazarlar bulunabilmektedir.

Alplerin kuzeyinde, Orta Avrupa’da, eski Avusturya-Macaristan İmparatorluğu topraklarında, ilginç şehir meydanlarının sayısı yine çok yüksektir. Buradaki tarihi meydanlar, İtalya’daki meydanlardan birkaç yüzyıl sonra ortaya çıktı ve İtalyan meydanlarından büyük ölçüde etkilenmelerine rağmen, kendilerine has bir çizgi ve kişiliğe sahip oldukları görülebilir. Eski Avusturya-Macaristan İmparatorluğu topraklarında bile, dağılım tekdüze değildir ve paradoksal olarak, güç merkezi olan Avusturya, en ilginç ya da en çok pazarlara sahip olan ülke değildir. Çek hükümeti tarafından mimari rezervasyon olarak ilan edilen ve yasalarla korunan Bohemya ve Moravya’da bulunan yaklaşık olarak 40 tarihi şehrin tamamı, büyük ve çok güzel bir meydan etrafında gelişiyor. Buradaki meydanların çok az bilinmesi bir haksızlıktır. Slovakya, Slovenya, Macaristan veya Romanya’daki şehirler aynı “modeli” takip eden meydanlara sahiptir, ancak bu ülkelerde meydan sayıları çok daha azdır. Bu Orta Avrupa şehirlerinin neredeyse tamamı aslında Orta Çağ’ın başlarında buraya gelen Alman yerleşimcilerin kaleleriydi. Yine paradoksal olarak, bu Orta Avrupa şehirlerinin meydan sistemi, Almanya’daki şehirlerinkinden çok daha “karmaşıktır”. Bununla birlikte Almanya, II. Dünya Savaşı’nda yaşanan bombalamalara rağmen, Harz Dağları’ndaki ortaçağ pazarları gibi pek çok ilginç meydanları olan bazı özel alanlara sahiptir.

Meydanlar açısından bir başka ayrıcalıklı bölge, daha önce bahsedilen alan, yani İber Yarımadası’dır. İspanya ve Portekiz “dinamik” meydanlara sahip olan ülkelerdir.

Ancak meydanların yakın tarihinin bir “kültürel ithalat” olduğu yerlerde bile, örneğin Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki Kafkasya şehirleri gibi 19. veya 20. yüzyıldan itibaren kurulan meydanlar, tarih ve yerel gelenekleri bir arada kapsayan çok ilginç bir sentezi oluşturmaktadır. Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te İpek Yolu üzerindeki eski kervan durağı, bugün Meidan Meydanı veya Vahtang Gorgasali’nin bulunduğu yerdir.

Herhangi bir seçki olduğu gibi, ki sürekli olarak yeni resimler ve metinlerle zenginleştirilmiş olmasına rağmen, sitemizdeki seçki de haksız ve eksiktir.

Bourtange, Hollanda, Marktplein

Bugün 133 evi olan ve en fazla 300 kişinin yaşadığı bir köydür. Bourtange, Holanda Ayaklanması sırasında Sessiz Willem’in emriyle, 1593 yılında bir askeri kale olarak inşa edilmiştir ancak, 1851 yıllında defans görevlerini resmi bir şekilde kaybettikten sonra ustalar ve çiftçilerin yerleşim bölgesi haline gelir. Asıl görevi, İspanya’nın altında bir şehir olan Groningen’i, Almanya’yla birbirine bağlayan yolu denetlemekti. Avrupa’nın en görkemli yıldız şeklindeki kalelerinden biridir. Pentagonal planı, kanal ve takviye ağı orijinal projeye sadıktır. Meydan, geometriğin merkezindedir ve kalenin içindeki yapıların düzeninin beşgen şeklini sürdürür. Çevresi, yaşı 300 yıldan fazla olan 14 ıhlamur ağacı tarafından mükemmel bir şekilde tanımlanmıştır. Meydanda en önemli konutları bulundurmaktadır çünkü kaledeki binalar için hiyerarşik olarak bir yerleşim düzeni düşünülmüştü: kaptanın evi, komutanın evi, okul müdürün evi. Protestan Kilisesi 1869 yılından beri ayaktadır ve meydanda olmasa da, çok yakın bir yerdedir.

Alameida, Portekiz, Praca de Sao Paolo

Sınırın Portekiz tarafında, tahkimatların sayısı İspanya’dakilerden bile daha fazladır. Almeida, 1641’de inşa edilen Vauban tipinde 12 katlı bir kaledir ve Portekiz’in kuzey tarafında yer almaktadır. İspanyollar, tarih boyunca sadece bir kez buraya girmiştir, o da Fransızların yardımıyla. Düzensiz bir kare olan meydan, yıldızın mükemmel olmadığı gibi, geometrik olarak da tam konumlandırılmamıştır, ancak kalenin kenarlarına göre merkezi olarak rol aldığı mümkün olduğu kadar açıktır.

Coimbra, Portekiz, Praça 8 de Maio

Coimbra üniversitesiyle ünlüdür ve şehrin anıtsal meydanları üniversite bölgesinde bulunmaktadır. Şehrin ayrıca, büyüklüğü mütevazı fakat tarihsel oranların dengesiyle ikna edici olan, küçük bir mücevhere sahiptir. Bu mücevher, şehrin merkezinde Santa Cruz Manastırı’nın önünde bulunan ve devamında Câmara Municipal olan E Praça 8 de Maio’dur. Bu küçük alan, Portekiz’in ilk iki kralının gömüldüğü kilisenin elinin yüksekliğinin ve ihtişamından sadece küçük bir ölçüde etkilendiğini göstermektedir. Diğer üç taraftaki binalar, ortadaki çeşmenin yanı sıra görülebilir. Meydanın yeni tasarımı çağdaş olması, bunun katkıda bulunmaktadır.

Lizbon, Portekiz, Praca do Municipio

Anıtsal Praça Comercio’ya çok yakın bir mesafede, üç önemli binayı barındıran şehrin meydanı bulunmaktadır: Belediye, Temyiz Mahkemesi ve Donanma Arsenali. Rua do Arsenal’e 70 metreden fazla olmayan bir mesafeye kadar yakın olan, düz bir çizgide, Praia do Comercio’nun farklı ritimlere sahip küçük, sessiz bir meydandır. Praça do Municipio, aynı zamanda Markiz Pombal’ın koordinasyonunda kentin yeniden inşasından kaynaklanan kentsel dokumanın bir parçasıdır. Bu tarihsel ayrıntı, bunların, izole edilmiş bir meydan sisteminden ziyade, daha büyük bir bölümün parçası olarak anlaşılması gerektiği açıkça belirtmek için yeterli sayılmaktadır.

Ciudad Rodrigo, İspanya, Plaza Mayor

Şehir ismini, bölgedeki maurları kalıcı olarak uzaklaştıran ve burada şehri kuran Kont Rodrigo González Girón’dan almıştır. Tarihte bu alan, ilk önce bir Kelt yerleşim yeri, daha sonra bir Roma kampı olduğu bilinmektedir. Güçlü tahkimatlar Portekiz ile sınırdaki pozisyonundan bahsetmektedir. Paradoksal olarak, tüm Avrupa tarihinin en istikrarlı sınırıdır, neredeyse 500 yıldır değişmeden, her iki taraftan da en iyi korunmuş Avrupa sınırlarından biriydi. Burada yapılan savaşlar, Napolyon’un ordularıyla olmuştur. Bu tür kale şehirlerinin meydan-kenar oranı en çok göze çarpan yerdir.

Piazza Pio II from Pienza, Italy

Perched upon a hilltop in Tuscany, Pienza was originally called Corsignano. Pope Pius II loved his hometown greatly and wished to transform it into a concrete illustration of his theories about the “ideal city.” For this purpose he hired the architect Bernardo Rossellino and was himself directly involved in the city’s planning. Influenced by Alberti’s writings, Pius wished to build a uniform and self-sufficient city around a central square. Yet when he died in 1462, the urban sketch of the city that had taken his name was stopped, with only 40 completed buildings. At the heart of this “ideal city,” Bernardo Rossellino had managed to install a trapezoidal square, representing one of the first attempts of urban renewal in the postclassical period.

The area is not large, yet the illusion of space is created through its shape and the design of the pavement. The overall effect is that of a stage set flanked by important buildings. The Palazzo Vescovile lies on the eastern side of the square. On the opposite side stands the Papal Palace. The City Hall lies to the north, with a Florentine-style tower chosen by Rossellino. Two other buildings complete the northern side next to the City Hall. The square is dominated by the façade of a Cathedral, built along the smaller side of the trapezoid, so as not to end up overwhelming the square, for the Pope wished to build a city of human, rather than monumental, dimensions. Everything was carefully calculated, with the construction of the church even taking the movements of the sun into consideration. Inspired by Austrian Cathedrals that were bathed in natural light, the Pope asked that this church not respect the traditional east-west alignment, but be set in such a way that the sun would pour in from the southern windows. The church is aligned with the top of Mount Amiata, an extinct volcano. Its peak is visible from the southern windows of the church, though it is not visible from the square. This leads to an interesting reversal of perception: the interior of the church feels like a wide space that opens out to the landscape, while the square allows little access to its surroundings, and instead feels like an interior space. The two narrow open areas inside the square, on either side of the Cathedral, are some of the earliest Renaissance examples of visual access to rural landscapes from within a town. As such, it diverges from traditional medieval squares. In order to see the landscape, one must arrive at the very end of the square.

Within the square, various details from one building’s façade reappear on another façade; the rectangular shape of these façades recreates the shapes of the windows to scale. The windows at the upper level of the Papal Palace are Rossellino’s inventions, a combination of the Roman cross and the Tuscan rose window. The cross reappears as a detail on the windows of the Palazzo Vescovile, and the rose window reappears on the City Hall’s windows. Archways and circular details, grouped in threes, repeatedly appear on the façade of each building, The travertine grid and the red brick pavement mirror the series of compartments on the façade of the church, and are aligned with the pillars, doors, and corners of all of the buildings found along the square. At the centre of the square is a travertine circle, and the distance between the circle and the door of the church is equal to the distance between the base of the church and the occhio, a typical round window on the façade of the church. This is not the only “coincidence,” for the square respects a geometry based on the numbers 3, 5, and 9.  Moreover, in the early 2000s it was found that the shadow of the Cathedral aligns perfectly with the grid of the pavement at particular moments in time—specifically, 11 days after the solar equinox. It was known as early as the 15thcentury that there was an 11-day difference between the civil calendar and the astronomical one. The calendar reform was highly controversial within the Catholic Church, since Easter is calculated according to the equinox. Pieper, who observed the alignment of the church’s shadow with the grid, believed that the square was initially intended to demonstrate this on the day of the equinox. Thus, the construction had begun, but the project was adjusted so that the alignment would take place on the exact day of the equinox. When the modification was decided, construction on the square’s buildings was already underway. Redrawing the pavement grid would have led to discrepancies in the buildings’ details, so a solution was found by raising the roof of the Cathedral. This has been confirmed by evidence that the Albertian proportions on the church pediment have not been respected. It is still a mystery why details of this reconstruction, as well as the story of the alignment of the Cathedral’s shadow with the drawings on the pavement, make no appearance in the Pope’s extremely detailed diary.