Lizbon, Portekiz, Praca do Municipio

Anıtsal Praça Comercio’ya çok yakın bir mesafede, üç önemli binayı barındıran şehrin meydanı bulunmaktadır: Belediye, Temyiz Mahkemesi ve Donanma Arsenali. Rua do Arsenal’e 70 metreden fazla olmayan bir mesafeye kadar yakın olan, düz bir çizgide, Praia do Comercio’nun farklı ritimlere sahip küçük, sessiz bir meydandır. Praça do Municipio, aynı zamanda Markiz Pombal’ın koordinasyonunda kentin yeniden inşasından kaynaklanan kentsel dokumanın bir parçasıdır. Bu tarihsel ayrıntı, bunların, izole edilmiş bir meydan sisteminden ziyade, daha büyük bir bölümün parçası olarak anlaşılması gerektiği açıkça belirtmek için yeterli sayılmaktadır.

Salamanca, İspanya, Plaza Mayor

Meydanın inşaatı, 1729 yılında 5. Philip’in emriyle başlamıştır ve meydanın ana hedefi boğa güreşi için bir alanı olmasıydı. Bugün İspanya’nın, hatta Avrupa’nın en güzel meydanlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bulunduğu alan, paradoksal bir yanılsama sunuyor. Hava fotoğrafında görüldüğü gibi şekili düzensiz olsa da, mükemmel bir dörtgen gibi duruyor. Meydanın alanını çevreleyen ve tanımlayan yapıların Barok cepheleri ilk bakışta mükemmel simetrik görünmektedir, ancak gerçekte her iki taraf da aynı yüksekliğe sahip değildir. Salamanca meydanı, çeşitli kitapların konusu olmuştur ve günümüzde İspanyol meydanlarının mutlak modelidir.

Braşov, Romanya, Piața Sfatului

11. yüzyılından itibaren, Braşov’daki Piata Sfatului’da sürekli olarak ticaret amacıyla pazarlar düzenlenirdi ve çeşitli ürünlerin değişimi yapılırdı. O zamanlarda, ismi Marktplatz idi. Bölge, 1420 yılında inşa edilen Casa Sfatului Binası, meydana hakimdir. Açık rengi sayesinde, bina sadece meydanın merkezini değil, yakınlarda bulunan, meydandan görülebilen siyah kilise Schwarze Kirche, Biserica Neagră sayesinde ilginç bir renk kontrastı da sunmaktadır.

 

İstanbul, Türkiye Sultanahmet Meydanı

Meydan alanı, Doğu ile Avrupa arasındaki buluşmanın bazı belirsizliklerine sahiptir. Söz konusu tek bir meydan değildir, aynı adı taşıyan iki birleşik meydan var. Resmi adı Sultanahmet Meydanı olmasına rağmen, Ayasofya ile Mavi Camii olarak bilinen Sultan Ahmet Camii’nin arasında, genellikle Ayasofya Meydanı olarak adlandırılan ve ortasında bir çeşmesi olan bir meydan bulunmaktadır. Roma döneminde Augusteion ismindeki Augustus’un Foru olduğu yerde bulunan bir bahçe meydanıdır. Paradoksal olarak, tam anlamıyla park olmamasına rağmen Sultanahmet Camii ve İslam Eserleri Müzesi arasında bulunan uzun meydanın ismi Sultanahmet Parkı’dır, kaldı ki yanında bulunan meydanın parkı çok daha büyük. Dünyada başka hiçbir yerin metrekare başına bu kadar çok fazla tarih bulundurmuyor. Büyük Teodosis’in Dikilitaş’ı aslında Mısır’dandır ve buraya Luksor’dan 390 yılında getirildi. Assuan Granit’te oyulmuş ve 1490 yılında Mısır firavunu III. Tutmes anısına dikilmiştir. Serpantin sütunu ise, Perslere karşı Yunan zaferinin anısına Delphi Apollon tapınağıdan 324  yılında getirildi. Şimdi 2500 yaşında olan bu serpantin sütunu, yunanlıların ellerine geçirilen Fars silahlarının eritilmesinden elde edilen alaşımdan kalıplanmış. Başka bir dikilitaş, onuncu yüzyılda Konstantin tarafından inşa edildi. Bunlara, İmparator II. Wilhelm’in ziyaretin anısına 1900 yılında inşa edilmiş olan bir “Alman Çeşmesi” eklenmektir. Doğu Roma İmparatorluğu’nun sıfır kilometresi, meydanın kuzeydoğu köşesinde hala görülebilen bir mermer sütunuyla işaretlenmiştir. Dahası var. Meydan, aslında Roma Hipodromun arenasıdır.

Rovinj, Hırvatistan, Trg Sveta Eufemije Trg G. Matteottija

Kentin tarihi Venedik’e bağlıdır ancak Rovinj, dar kanal tarafından anakaradan ayrılmış bir adada sekizinci yüzyılın başında, yani biraz daha erken kuruldu. Çok daha sonra, 1763 yılında, Venedik yönetiminin sonuna doğru, topluluk kıyıları tıkayarak adayı şehirle birleştirir. Eski kanalın bulunduğu yerde, klasik bir synoikisis süreciyle birlikte, çok kısa bir zaman içerisinde dört meydandan oluşan ve aralarında en önemli Trg G. Matteottija olduğu bir meydan sistemine dönüşür. Burada bulunan binaların çoğunu on dokuzuncu yüzyıla aittir, fakat geçmişte Venedikle olan bağlantılarını yüceltmek adına Aziz Mark’ın aslanı bile yapılmış ve belediyenin önüne yerleştirilmişti. Şehirin Anameydanı, tepenin en yüksek noktasında bulunan Trg Sveta Eufemija’ dır. Bazilikanın 60 metrelik çan kulesine hakim, üç tarafı deniz ve yanları boş olan, tepesinde Aziz Euphemia heykelinin rüzgarın yönüne bağlı olarak döndüğü meydan, şehirin en önemli meydanı kalmaya devam etmektedir.

Piran, Slovenya, Tartinijev trg

Tanınmış II trillo del diavolo ‘nun yazarı Giuseppe Tartini, Venedik Cumhuriyeti’nin bir parçası olan ve o dönemde Pirano olarak bilinen bu şehirde doğdu. Piran Meydanı onun adıyla anılır ve bestecinin doğduğu ev meydanın yan tarafında bir yerdedir, ancak onun doğduğu dönemde yerler oldukça farklıydı. Tartini Meydanı her zaman bir meydan değildi, ilk zamanlarda şehir surlarının dışında bulunan Adriyatik sularında balık tutan tekneler ve gemiler için bir rıhtım idi. Daha sonra boğazlar, saraylar ve idari rolleri olan güzel binalar ile sınırlanmaya başlar. Yer önem kazandıkça, yetkililer 1894’te körfezi tıkayarak kelimenin tam anlamıyla bir meydan inşa etmeye karar verirler. İki yıl sonra, meydanda Tartini’nin heykeli açılır ve Venedik’teki benzer bir çan kulesiyle, Aziz Georgi Kilisesi’nin şapelinin hakim olduğu meydan, şekil ve oranların başarılı bir denge ile uyum içerisinde bulunduğu çok canlı bir alana dönüştürülür.

Ljubljana, Slovenya, Presernov trg, Mestni trg

Presernov trg, günümüzde bile var olan, 1646 yılında bir Fransisken manastırı yapıldığı ortaçağ kentinin girişinde bulunan sıradan bir yol kesişmesiydi. Ondokuzuncu yüzyılda, bu geçiş asfaltlanır ve bir şehir meydanı görünümü kazanır. Aynı yüzyılın sonunu radikal bir dönüşüm getiriyor çünkü, 1895 depremi sonrasında, eski evlerin yerine neoklasik konutlar inşa ediliyor, ardından Sezession. 1980 yılında Sloven mimarı Edvard Ravnikar, meydan kaldırımının günümüzdeki mevcut, onu özel kılan dairesel tasarımı oluşturur: arka planında granit mermer üstünde, rayları Makedon Prilep mermeriden yapılan bir güneş. Ljubljanica nehirin üzerinde yapılan üçlü köprüsü Tromostovje, katredalin yanındaki kale tepenin eteğinde bulunan Stritarjeva ulicayı,  şehirin eski meydanı ile birbirine bağlar. Şehir meydanı Mestni trg, 1751 yıllında yapılan bir çeşmeye hakimdir. İki meydan, sonradan yapılan değişimlere ayrı ayrı uğrayıp ve birlikte tasarlanmamış olsa da, beklenmedik ve oldukça plastik bir meydan kentsel topluluğu oluşturmaktadır.

Telč, Çek Cumhuriyeti, Náměstí Zachariáše z Hradce

1354 yılında, sık bir ormanın içinde, iki yolun geçtiği ve bazı suların hemen yakınında, Moravya, Bohemya ve Avusturya arasındaki sınırda kurulmuştu. Telč, Almanca Teltsch olarak bilinmektedir ve kuruluşundan iki yüzyıl sonra büyük bir yangına maruz kalma talihsizliğine sahiptir.  Eski planı takip edilerek, şehir hızla yeniden inşa edilmiştir ancak yapıları stil ve tekniklerinin gelişimindeki değişimlere uğramıştır. Gotik kale Rönesans tarzında yeniden inşa edilmiştir ve meydanda bulunan bazı evlerin mansart çatıları oluşur ve dış cepheleri değişir; bunlar daha sonra, 18. yüzyılda rokoko yada barok stilini alırlar. Fakat zemin katındaki Gotik tarzlı ortaçağ kemeri hiçbir değişime uğramaz. Kesintisizdir, meydandaki bütün evler onunla birleşiktir. İki kilise daha ve iki çeşme ile çevrili Aziz Joan Nepomuk’a adanan bir veba sütunu da inşa edilecektir. On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru, zamanın akışı Telč’te aniden durur ve görkemli dönemi ile ekonomik gelişimi burada sona erer. Şehir, sanayileşmeden hiçbir şekilde etkilenmeden ve sosyalist binalar olmaksızın, halk masallarından oluşan bir kitaptan doğrudan koparılmış mucize bir şekilde günümüze ulaşmıştır. Şehir haritası neredeyse üçgen meydanı ile eşanlamlıdır, bir adım dışarı Bohemia tepelerinin sarımsı kolza alanlarına götürür.